SESLİ DİNLE

(Yazıda geçen Gavs hazretleri, şu an Adıyaman Kahta Menzil köyünde ikamet buyuran Gavs’ı Sani Seyyid Abdulbaki hazretlerinin mübarek babalarıdır.)

Hacı İdris aslen Siirtli olup, Gavs Seyyid Abdulhakim El Hüseyni hazretlerinin yakınında hizmetinde bulunmuş güzel bir sofiydi.

Gavs tövbe vermeye başlamadan evvel Şeyh salaha dönüp ‘’beje şeyh salah’’(söyle anlamında) der o da doğaçlama olarak kaside söylemeye başlardı. Gavs tövbe vermeye öyle başlardı ona Gavs’ın bülbülü Şeyh Salah derdik

Kendisi benim yakın büyüğüm, arkadaşım, yoldaşım, dostumdu yaşı benden hayli büyük olmasına rağmen ben bunu hiçbir zaman hissetmezdim (hissettirmezdi) sıkıntıma sırdaş derdime derman yoluma yoldaş  Ömrüme dost idi.

Onu şeyh SALAH olarak tanıyanlar şeyhliğini lakabı sanırlardı aslında gerçekten te öyleydi şeyhti yani medresede okumuş alim birisi olmasının yanında iki ayrı tarikat şeyhinden icazetli (halifeydi) Gavs’ı görünce onun cazibesine kapılmış ve tüm ünvanlarını terk ederek (bırakarak) Gavsa sıradan Sofi olmak Gavs’ın tasarrufatında olmak istemişti tercihini böyle kullanmıştı (doğrusu bu seviyede herkesin yapabileceği bir iş değildi)

Gavsa mürit olduğunda bölgede çok nüfuzlu tanınan bir zat olan şeyh salahın eski mürşidi bizzat Gavsa gelerek “benim en kıymetli müridimi halifemi aldınız derhal onu bana iade edin yoksa size karşı maddi manevi nüfuzumu kullanırım” demiş. Gavs ise “biz onu sizden çalmadık, almadık kimseye de zorla bir şey yaptırmayız usulümüzde de yoktur kendi isteği ile geldi Siz merak etmeyiniz aynı buyurduğunuz gibi tabikî sizin nüfusunuzun yanında bizim ne hükmümüz var o bunu anladığında zaten kendi isteği ile size dönecektir. Lakin bizim usulümüzde kendi geleni isteği dışında geri göndermek yoktur buda bize uygun düşmez” (Muhammed Diyauddin k.s sözlerini söyleyerek)

‘’Bizim kapımızda bekçi ve kapıcı yoktur gelene buyur edilmez gidenin önünde durulmaz’’

Diyerek kendisini uğurladı şeyh birkaç kez daha hamle yaptıysa da Gavs onu incitmeden her defasında aynı ifadeler ile uğurladı. Şeyh salah son nefesine kadar Gavs’ın müridi oldu ve müridi olarak öldü

Kendisi çok güçlü bir insandı bizim oralarda badem çok olur ben de yeni daha kabuğu taze yeşil iken çarşıdan alır onun yanına gelir hadi bakalım bunları kırda yiyelim derdim o ise beni eğlendirmek amaçlı o yeşil kaygan ve sert olan bademleri iki parmağı ile kırar bana uzatır İdris bunlar az kaygan olan mı çok kaygan olan mı? Sen de iyi seçemiyorsun bademleri der eğlenirdik…

Toplumda saygın bir yeri vardı, ufku genişti Siirt gibi bir yerde gazoz fabrikası sahibiydi yani maddi olarak ta güçlü birisiydi. Fakat Gavsa aşık Gavsa sadakatli ve çok muhabbetli bir sofiydi.

Bir defasında Gavs’ı ziyaretten dönüşünde bana “İdris gel bana şahit ol şahadet et o kadar. Ama soru sorma işime karışma” dedi öyle heybetli celalli ve sert söyledi ki tamam dedim sonra gittik gusül abdesti aldı üstünü değişti kuşağına yeni iki silah koydu şarjörlerini yanına aldı ceplerine de alabildiği kadar mermi doldurdu ben de davranayım dedim ama “bu sana değil bana verilmiş bir vazifedir bende Saadatların himmeti ile gereğini yapacağım” dedi beni nefessiz bıraktı.

Beni de iyi tanıdığı için yolda anlattı “İdris Gavs beni filan ağa ile konuşmam için elçi olarak yolladı” (O zamanlar bizim oralarda nüfuzlu zalim ve pis bir ağa vardı etrafa Gavsa devamlı zulüm eder bilhassa sofilere kötü davranır ve zorbalık yapardı Gavs ona çok sabırlı davranır hep alttan alırdı ama sofilere zulmü o kadar arttı ki ona Şeyh salahı elçi olarak gönderdi) “Bu ne demek biliyor musun İdris özetle bana Gavs git sözümüzü gereği gibi söyle yani öl dedi bu bu demek bende aldım kabul ettim şimdi onu yerine getirmeye gidiyorum seni yanımda götürme sebebim bu pis zalim ağa sözden halden anlayacak biri değil O zaman ben de gereğini yapacağım sonu da umurumda değil”

Ya bana ya ona…

“Lakin bana bir şey olursa (ki muhtemelen ağa bunun altında kalmayacak ve karşılık verecek) Gavsa geri gidip emrinin yerine getirildiğini birisinin söylemesi gerekiyor bu da sana düşüyor seni onun için yanımda götürüyorum anladın mı şimdi?” dedi.

“Tamam kurban o zaman emre bende tabi olayım” dediysem de olmaz İdris bu emir bir kişiliktir dedi.

Ağanın kapısına dayandık bahçe kapısında ağanın silahlı adamları bizi karşıladı ne istiyorsunuz Şeyh salah silahlarını çıkarttı adamlara “bu yanımdaki benim cesedimi taşımak için gelmiştir bu mevzu ile alakası yoktur ona ilişmeyin

Ağa ile konuşacaklarım var önümden çekilin ısrar ederseniz size hücum ederim ama sizinle işim yoktur.” dedi. Adamlar Şeyh salahın ciddiyetini görünce önümüzden çekildiler bana da “artık daha gelme sende burada dur” dedi ve bahçeden içeri girdi ağanın evinin önüne geldi ve avazı çıktığı kadar bağırdı “ey filan ağa ben Şeyh salah dışarı çık Gavstan sana haber getirdim söyleyeceklerimi dinle” dedi her yerden bir sürü silahlı adam çıktı ama ağa çıkmadı ama onun sesini çiftlikteki canlı cansız herkes duydu.

Tekrar seslendi “biliyorum beni duyuyorsun” bu defa daha ağır ifadelerle “heyyy bre zalim bre hain bre münafık…..” Ağadan yine ses çıkmadı

Tekrar bu defa erkekliğine adamlığına hakaret ederek “bak bu kadar adamın var bense tek bir kişiyim adam gibi çık karşıma” dedi yine ses çıkmadı herkes donmuş ne yapacağını bilmez bir şekilde kalakalmıştı.

“Peki o zaman sana söylüyorum Allah’a kasem (yemin) olsun bu kadar insan da şahit olsun bir daha Gavsa değil söz söylemek o tarafa ondan yana bir daha kem gözle bakarsan senin ağalığını ocağını başına yıkarım senden yana bir daha kıpraşma olmayacak …..

Şayet olursa bu söylediklerini yapmayan şeyh salaha da dünya ahiret dar olsun” dedi. Oradan öylece ayrıldık Hiç kimse kıpırdayamadı sanki herkes taş kesilmişti

Bir daha Gavsa ve sofilere o ağadan bir zarar olmadı fiili ve sözlü olarak. Gavs’ın emri ile bu fitneyi ortadan kaldırdı yiğitliği ve sadakati ile böyle mert birisiydi Şeyh Salah

Bir defasında da Gavs ile irşada çıkmıştık dağ köylerine (sonradan bedbaht olan çok eski yaşlı bir sofi vardı Gavs ona çok ikramda bulunurdu adı sofi sado idi ne zaman irşada çıksak oda gelirdi şeyh salah ona sofi sado bak bir çok adamız hepimiz güçlü kuvvetliyiz ben dahil kimin sırtını istersen seni o taşısın ama Seyyid Abdulbaki’den vazgeç inat etme. Bir çok defa söylemesine rağmen devamlı Seyyid Abdulbaki’nin sırtında kendisini taşıtırdı (Gavs’ın oğlu o zamanlar pek zayıf ve rahatsızdı… Şimdiki Gavs’ı Sani adı ile maruf Gavs Abdulbaki) işte bu ortamda o yine beni Abdulbaki taşısın dedi. Seyyid Abdulbaki de hemen onu sırtına aldı onlar arkadan geldiği için şeyh salah bu durumu görmemişti.

Botan çayından geçerken (çok coşkun akan bir nehirdir) köprünün yarısında arkaya dönen Şeyh salah durumu görünce büyük bir hışım ile geldi “ben sana demedim mi bir daha seyyidin sırtına çıkmayacaksın diye ….” köprünün orta yerinde sofi sado yu tuttuğu gibi nehre fırlattı  bir feryat koptu bağırış çağırış koştuk çünkü o nehre düşeni kurtarma şansımız yoktu baktık ki sofi sado düşerken cübbesi havalanmış köprünün çıkıntı ağaç dalına asılı kalmış sallanır vaziyette kurtardık kendisini Gavs ta öyle yapma şeyh salah deyip onu yanına aldı ama o oldu bir daha sofi sado Seyyid Abdulbaki’nin sırtına gidemedi

Bir defasında gece rüyamda saadatlar beni ameliyat etmişti sabah ezanı ile uyandığımda gerçekten ameliyat olmuş hissiyatı ile uyanmış kıpırdayamıyordum şimdi nasıl yapacağım diye düşünürken  o saatte şeyh salah kapıda bağırdı “açın ben geldim diye geldi” ve bana “merak etme beni Gavs gönderdi rüyama geldi şeyh salah İdris ameliyat oldu ona yetiş yardım et dedi o sebepten geldim ben sana yardım edeceğim” deyip bana yetişti ibadetlerimi onun yardımıyla yaptım Allah ondan da saadatlardan da razı olsun.

Bir defasında evde yemek yiyip şeyh salahın evine gittim beraber bir yere gidecektik “yukarı gel İdris yemek yiyoruz” dedi ben yedim ama geleyim berekettir sofradan otlanırım dedim gülüştük sanırım farkında olmadan yemeği biraz fazla kaçırmışım güldü İdris bir daha gel bizim evde yemek ye git kendi evinde otlan latifesiyle gülüşerek çıktık evden.

Vefat ettiğinde cüzdanını almıştım zarar görmesin diye saydım o zaman 61 bin TL vardı cüzdanında büyük paraydı onun adına hayır yaparım yemekler verir mevlit düzenlerim diye düşünmüştüm taziyede içim elvermedi bir danışayım dedim molla bana olmaz İdris artık o para onun değil mirasçılarındır sende o parada tasarruf sahibi değilsin evlatlarına ver dedi…sağ iken bin lira verseydi şimdi tamamından daha kıymetliydi artık o para evlatlarınındır onlar ne isterse öyle yapacaklar dedi ve ailesine iade ettik bizde.

Vefatından sonra onu hep özledim çok merak ettim orada hali ahvali nicedir nasıldır diye. Bir gece rüyamda şehrin ana caddesinde karşılaştık öyle güzel öyle heybetliydi ve elbiseleri o kadar süslü (kaftanı) cübbesi birçok kıymetli taşlarla bezenmiş başında bir sarık ama dünyada benzeri yok sarıldık birbirimize kol kola beraberce yürümeye başladık sordum nasılsın keyfin nasıldır orada sana nasıl muamele ettiler ???

 Güldü elhamdülillah Saadatların himmeti ile çok güzeldir  bu çok güzel elbiseleri nereden buldun deyince beni karşıladılar bunları verdiler dedi….yürüye yürüye Şeyh Musa mezarlığına geldik (Siirt te şehir mezarlığının ismi) orada gömülü idi…bana döndü benim artık gitmem gerekiyor sen buradan sonra gelemezsin dedi ve gözden kayboldu. Büyük bir hüzün ile Uyandım.. meraklı Sualim cevap bulmuş aklım ermiş ama özlemim gönlümde daha da derinleşmişti….

Şeyh SALAH Gavs’ın bülbülü Benim,arkadaşım,yoldaşım, büyüğüm yakın rehber dostumdu. Sıkıntıma sırdaş derdime derman yoluma yoldaş

Ömrüme dost idi

NOT : Hacı İdris yaşadığı müddetçe onu hiç unutmadı her sohbetinde mutlaka ondan bahseder bahsettikçe özlem ile gözü yaşlanır ve mutlaka ona hayr dua eder ve ettirirdi.

13 Yorum

Yorum Yapın