Sesli Dinle

Gavs k.s Kasrik’te (Siirte bağlı bir ilçenin köyü) irşada başlamış Gavs’ı kasrevi olarak ta nam salmaya başlamıştı. Doğal olarak bizim şehrimiz SİİRT ten de gidip gelenler onu sevenler sofileri olmaya başlamıştı.

O günlerde Aile olarak bizim de maddi durumumuz oldukça iyi (sürüler halinde toptan hayvan ticareti ile uğraşıyorduk İran,Irak,Suriye ye tren vagonlarında hayvan sevkiyatı yapıyorduk.) Standartların üzerinde yaşayan çevremizde parası ve sözü ile saygı duyulan sayılan sevilen itibar gören bir aileydik. Çok çalışıyor ağır yük kaldırıyor lakin iyi kazanıyorduk yaşamımızdan memnunduk tabi bu durumdan kardeşlerin küçüğü olarak en çok ta ben istifade ediyordum bir giydiğimi bir daha giymiyor her giydiğim özel olmalıydı ayakkabılarımı yılan derisi olarak Hindistan dan getirtiyordum. Sabah evden çıkınca berbere gidiyor akşam eve dönerken tekrar berbere tıraş oluyordum. Berber beni bekler benden önce kimseyi tıraş etmezdi çünkü sadece benim ödediğim ücret akşama kadar diğer müşterilerden kazandığı ile aynıydı hatta çoğu zaman benim verdiğim para ötekilerden fazlaydı. Ben bir ücrete tabi değildim gönlümden geçeni cebimden atardım yani.

Ben bir yana diğer tüm müşteriler bir yanaydı maddi olarak.

Gece hayatım, masa hayatım o gün dünyada dünyalık ne varsa  o günlerde.

Gittiğim berberin yanındaki dükkan sofilerden birisinin dükkanıydı orada toplanıyor neşe ve muhabbetle bir şeyler konuşuyor paylaşıyorlardı. Ben tıraş olurken seslerini duyuyordum fakat nedense onların o neşeli halleri gözümü karartıyordu benim.

Kan beynime fırlıyor sinirden deli oluyordum. Bir anlam veremesem de asabım çok bozuluyordu. Hatta onlara sataşıyor yan dükkandan duvara vuruyor susun yoksa falan filan diye söyleniyordum lakin hiç karşılık vermiyor tamam deyip susuyorlar bir müddet sonra yine başlıyorlardı. Kavga çıksın karşılık versinler diye uğraşıyordum ama nafile.

Hatta özel yapım bir kamam vardı (büyük bıçak)akşam onu yatarken kezzaba (çamaşır suyu günümüzde)  koyuyordum (insanda çizik bile yapsa yara kolay kapanmaz ve çok acı verir. Çelik zehiri derler)bu kadar haince ve gaddarca onlara bileniyor fakat onlar bana bu fırsatı vermiyorlardı.

Günler böyle geçerken bir gün çarşıda Molla Şefik ile karşılaştık (ilmi ile şehrin itibarını kazanmış saygıdeğer bir şahsiyetti) üstelik bu Gavs’ı Kasrevi’nin sevenlerinin şehirdeki başı reisiydi Gavsa bağlı olanlar devamlı bu Molla Şefik etrafında toplanıyorlardı…. Karşılaşınca bana

“İdris bak biz her zaman Gavs’ı ziyarete gidiyoruz sen ne zaman geleceksin” dedi. Bende atlatmak ve ters düşmemek için nezaketen Seyda (Alim hoca anlamında) geliriz bir gün seni mi kıracağız dedim. Durdu kolumdan tuttu.

Gözlerime bak ve söz ver adam gibi o zaman.

Söz mü ?

Kendime yediremedim SÖZ dedim.

Neyse böylece ondan kurtulmuş oldum günler böylece geçer iken bir gün başka bir ilçeye gitmek maksadı ile minibüslerin kalktığı şehir merkezinde meydana geldim  Molla Şefik beraberindeki sofilerle bir minibüsün önünde sohbet ediyor birilerini bekliyor gibi duruyorlardı Beni görünce

“İdris bu gün o gündür.” Ben şaşkınlıkla “Hangi gün Seyda” deyince

SÖZ günüdür….

Deyip bana yapıştı bende yok Seyda (Hocam) benim çok işim var bugün olmaz zaten başka bir ilçeye gidiyorum dediysem de olmaz söz verdin ve kaçtır bekliyoruz söz sözdür günü de bugündür dedi baktım artık kaçarım yok nezaket ile de devam olmayacak Seyda beni affet ama bugün olmaz derken beni susturdu

“Bak İdris bu sofiler ile bu minibüse bindin bindin yoksa seni bu meydandan çıkartacak minibüs yoktur” dedi.

Öyle şey olur mu Seyda meydan minibüs dolu”

“De haydi bakalım” (çık ta görelim manasında) dedi.

Ben hemen ondan ayrılarak gideceğim minibüse ön koltuğa oturdum şoföre de “haydi gidelim kaç eksik varsa parasını vereceğim beni çıkar buradan” sevinçle peki dedi. Şoför ve hareket ettik (yan gözle molla şefik’e baktım ellerini arkaya bağlamış ve tüm heybeti ve dikkati ile bana bakıyor) 10 metre gitmemiştik ki;

Güümmm lastik patladı indik “hemen çabuk değiştir” dedim şoföre

Bağırdı Molla Şefik…. Ama meydandaki herkes duydu

İdriiis İdris ALLAH kasem (and) olsun seni bu meydandan çıkaracak tek araç budur (sofilerin minibüsü) başka hiçbir araç seni buradan çıkaramaz daha fazla milletin malına yazık etme” diye.

Çok sinir oldum bir yandan da içimden gerçekten olabilir mi? diye düşündüm ama ne yani bu araçlar insan sözü mü dinleyecekler dedim. Yok artık ve haydi haydi dedim şoföre lastik değişti biz tekrar bindik baktım Molla Şefik aynı vaziyette gözünü kırpmadan bana bakıyordu. Hareket ettik 20 metre gitmemiştik;

Güümmm iki Lastik birden  patladı.

Şoför “başka lastik kalmadı İdris” dedi.

Molla Şefik sözlerini tekrar etti bütün şehir meydanı bize bakar oldu baktım artık hiçbir minibüs beni almayacak rezil olduğumla kalacağım en iyisi bu meydandan bu rezil durumdan kurtulmak için onun minibüsüne (sofilerin) bineyim şuradan bir an önce kurtulayım yolda bir yolunu bulur inerim dedim içimden.

Beraberce bindik gözlerine ve haline baktım evet inandım o meydandan bu adam demeyince bana kimse yardım edemezdi yine de akıl ile sordum “Seyda gerçekten öyle yapabilir miydin?” dedim. “Gördün işte” dedi. “Evet

Gavs yapar” dedi.

(içimden Allah Allah Gavs burada değil o nasıl yapıyor dediysem de amaaann bana ne zaten birazdan ineceğim. Ne kadar hoşlanmadığım sofi varsa hepsi bir arada ve ben de onlarlayım bu sıkıcı durumdan bir an önce kurtulmam lazım)

Şehrin çıkışında ekmek pide almak için fırının önünde durdu minibüs fırıncıyı tanıyordum (gavur) ali lakaplı birisiydi bende hemen indim wc ihtiyacı derken kimseye çaktırmadan…

Fırıncıya “bak Ali beni bu minibüsten indir dile benden ne dilersen”

“O kolay İdris bir takım elbise isterim” dedi. “Sana iki takım elbise hemen akşama hem de”  dedim çok sevindi.

Molla Şefik para vermek için kasaya geldiğinde beni yeni görüyormuş gibi fırıncı ali oooo İdris seni gökte ararken burada buldum ne iyi oldu dedi sonra sert bir sesle;

“O bizimle” dedi Molla Şefik.

“Aman Seyda kurban olayım İdris’i şimdi bana ver ben sana onu nereye dersen yetiştireyim ne diyorsan yapayım” dedi.

 “Olmaz ALİ biz Gavsa gidiyoruz.” “Seyda ben onu kendi ellerimle sana getireceğim.”

“Ondan uzak dur” dedi Molla Şefik.

Gavur Ali ağzını açtı ki bir şey diyecek Molla şefik tezgahtan 2 kiloluk bir tartı demirini aldı;

“Allah ve peygamber hakkı için Ali bir kelime daha söyle bak  gavur senmisin ben miyim bu demiri suratının ortasına gömüyor muyum ? gömmüyor muyum ?”

Herkesin kanaati geldi ki yapacak bilhassa fırıncı gavur alinin …

İdris bugün senin günün ve sen bugün Gavs’ı göreceksin bunu kimse değiştiremez sen de böyle bil kıpraşma” dedi. Anladım ki bugün Kasrikten başka yer bana yar olmayacak kızgınlıkla ben de kafamı vurdum uyudum.

“Haydi Kasrike geldik in dediler. Bir müddet yürüdük camiye vardık küçük bir cami hava da hafiften soğuk girdim içeri. Sobanın başında birkaç kişi var biri de sarıklı bir zat hımm Gavs demek ki budur deyip gittim elini öptüm az sonra birisi geldi o elini öptüğüm de gelenin elini öptü sinirlendim bu değilmiş yahu.

Biraz ısındıktan sonra abdest alayım dedim kapıya yöneldim kapı kolunu tuttum önce açılmıyor zannettim meğer dışarıdan da birisi tutmuş ikimiz aynı anda o içeriye ben dışarıya doğru çektik ve

Bir çift göz ile karşı karşıya ……

İıııhhhhh diye boğuk bir ses benden çıktı…… O kadar

Sonrasını orada yaşayanlar anlatıyor. Gavs ile göz göze gelince ben kendimi kaybedip öylece düşmüşüm tam da kapı ile ayakkabılığın önüne öyle bir yer ki üstümden atlamadan camiye giriş ve çıkış mümkün değil Gavs önce kendisi atlamış sonra cemaate dönüp sizde benim gibi yapın ve bunu kimse ellemesin demiş ve bütün millet üstümden atlayarak camiye girmişler çıkarken de aynısını yapmış yine herkes üstümden atlayarak camiden çıkmışlar. Kendime geldiğimde yatar halde ayakkabılığın önündeydim ne olduğunu anlamaya çalışarak kalktım ama bir çift karanlık derin gözler ve göğsümdeki acının dışında hiçbir şey hatırlamıyorum elimi yüzümü yıkadım abdest aldım içim yanıyor yerimde duramıyorum acilen

O gözlerin beni gördüğü bir yerde yada benim onu O gözleri görebileceğim bir yerde olmam gerek. Yoksa yok !!!

Benim için zaman mekan yok olmuş sadece O vardı O olmalıydı bende onunla olmalıydım O kadar. Bu düşüncenin kıymeti vardı bunun dışında tam bir hiçlik söz konusuydu benim için. Hemen Onu sordum O nerede? Şimdi istirahat ediyor evinde bekle namaza camiye gelecek dediler (onlara baktım ve şaşırdım bunlar ne kadar rahat insanlar böyle Gavs buralardayken nasıl onsuz onu görmeden durabiliyorlar diye sonra  bana onun evini gösterin benim onu görmem lazım deyince olmaz dediler bakın anlamıyorsunuz acil onu görmem lazım yok siz göstermezseniz bu köyde kaç kapı varsa vuracağım gerekirse açılmayanı kıracağım ama onu göreceğim baktılar patırtı büyük tamam göstereceğiz ama söz ver rahatsız etmek yok ….tamam dedim.

Bu kapıda mı oturuyor ? buradan mı çıkacak? başka çıkışı varmı? her zaman böyle mi oluyor? diye bir sürü sorarak emin oldum. Evet O kapıdan çıkacak başladım beklemeye içim içime sığmıyordu sonra birden O çıktı bana baktı

Bakamadım …Yürüdü düştüm peşine ama ne düşmek tam anlamıyla ayağını kaldırdığı yere ayağımı koyuyor

Adım adım değil adımına takip ediyorum

Camiye girdi mihraba geçti hemen arkasına durdum namaz kıldı sonra gamet farz namaz hazırlığı başladı kulağıma yana geçmem söylendi hiiiç oralı olmadım daha ciddi söylendi ıhhh en son hafif hafif omuz ile derken herkesin görebileceği şekilde bir ayağımı kaldırıp sağlam bir şekilde koydum peşinden ötekini de onlar da anladılar ki beni buradan kimse kıpırdatamaz. Namaz bitti O döndü sakallarına kadar bakıyor yukarısına başım kalkmıyor ama  görüyor olmak tamam. Tamam yani tesbihat dua derken insanlar hareketlendi aaa birisi onun yanına oturdu öteki öbür yanına derken halka olmaya başladı insanlar hemen kalktım sağ yanına oturana gözümle işaret ettim oraya ben oturacağım (birisi onun yanına oturacak ise ben olmalıyım çünkü onsuzluk ondan uzaklık diye bir algı yok benim için ) oradan çekil diye kıpırdamadı (üstüne oturdum ondan bir ses çıktı…kaçtı mecburen)

Sonra Onun önüne birisi geldi taşlar vardı bir kutuda kulağıma dışarı çıkmam gerektiğini sonra tekrar içeri alçaklarını söyledi ona gözümle olmaz dedim sonra baktım bir şey demiyor yavaşça eğildim ona baktım …siz derseniz ancak çıkarım. Baktı ….Onu elleme dedi taş dağıtacak olana

Estağfurullah dedi ve her şey durdu gözler de

Allah Allah herkes gözünü kapattı hemen içime bir şüphe düştü (bende kapatayım da bunlar kaçacak yada kaçıracaklar mı) yok baktım O da kapattı hemen ne yapmam gerek irtibatı kopartmamam gerek hissi ile dizimi onun dizine yapıştırdım eh artık kalkarsa ben hissederim bende kalkarım dizi dizimde devam ettik ben arada gözümü açıp kontrol ediyorum bakıyorum tamam herkesin ki kapalı ben de kapatıyorum

Estağfurullah ile her şey yeniden canlandı gözler de

Gözü gözüme değdi üstümde çok emeği oldu (herkesi üstümden atlattı ) kapısında kaldım izine ayak koydum arkasında saf durdum dizi dizimde durdum  ve

Anladım ki artık EL el’e olma…(boyun bükme) …..Zamanı

Engin’den….

13 Yorum

Yorum Yapın