Sesli Dinle

Annem İdris sakın bir yerlere gitme artık doğum yaklaştı diye sıkı sıkı tembih etti. Artık bende sabırsızlıkla bekliyordum nihayet bir akşam haber verdiler.

Hemen ebeyi aldım geldim, ebe hemen hastanın odasına girdi. Bende diğer odada neticeyi beklerken boş durmuyor kendimce bir şeyler  yapıyordum. 

Biraz sonra annem telaş içinde odaya girdi. “Oğlum çocuk gelmiyor, çabuk doktor getir” dedi. Siirt teki tek kadın doğum doktoruna gidip yalvar yakar aldım eve getirdim. Biraz sonra doktor ümitsiz bir şekilde odadan çıktı. “Benim burada yapabileceğim bir şey yok, hastayı acilen Diyarbakır’a götürün” dedi ve bizi bırakıp gitti.

“Ben şimdi nasıl götürürüm buradan Diyarbakır’a hastayı, o kadar saat nasıl dayanır bu hasta diye” düşünürken o kadar çok bunaldım ki  abdest alıp namaz kılayım dedim. O sırada hastayı hazırlamalarını söyledim. İki rekât hacet namazı kıldığım sırada,  bir hayal gibi Hazret k.s.(Muhammed Diyauddin)  gözüme gözüktü. Selam verdiğimde annem başımda bekliyordu. Çok üzgün bir şekilde oğlum sen sağ ol, hanımını kaybettik” dedi. Odaya girdim ebe bizim hanımın yüzünü örtmüş üzgün bir şekilde duruyordu.
Ben “sadatlar sağ olsun”
dedim.Fakat dünya başıma yıkıldı sandım, ağladımda ağladım. Altı çocuk öksüz kalmıştı. Onların boynunu nasıl düzeltebilirdim. İki rekât namaz daha kılmak için niyet ettim. Namazı sonlandırıp selam verirken; bu sefer Gavs’ı Hizanî hazretleri belirdi. Bana “ sakın korkma “ dedi.  Ben o sırada ayağa kalkmışım. Aradan kısa bir süre geçti, içerden gelen telaşlı seslerle beraber, Annem koşarak tekrar yanıma geldi;

“Oğlum müjde, ayağı kımıldadı, tekrar canlandı” dedi.


Hâlbuki hastanın yüzünü bile örtmüşlerdi. Bir müddet sonra, Annem içerden tekrar seslendi, oğlum gözün aydın bir oğlun daha oldu. Ben tekrar şükür namazlarımı kılıp sabahı bekledim. Sabah namazıyla beraber Gadire’ye doğru yola çıktım. Niyetim gadire köyündeki gavsımızdan (Abdulhakim El hüseyni k.s), doğan çocuğa isim almaktı.
Sabah erkenden köye vardım. Köydeki tek bakkal halo Sıtkı’nın bakkalıydı oda yeni açıyordu. Halo Sıtkı “hayrola İdris sen bu saatte gelmezdin” dedi. “Hayır inşaallah bir çocuk doğdu da Gavs’dan isim almaya geldim. Gavsımız nerede benim için ondan bir isim sorar mısın?” dedim. “Bak Gavs divanda yanında biri var sohbet ediyorlar, git kendin sor” dedi. Divanın kapısına gelince Gavs hazretleri “gel İdris hayırdır, bu saatte niye gelmişsin.” buyurdu.
“Kurban bir köleniz oldu da onu arz edeyim diye geldim.”
Buyurdu ki…

“İdris sen Şah’ı Nakşibend’in damadı Şeyh Alaaddin’i bilir misin..?

“Beli kurban bilirim” “Onun adını verdik senin çocuğa.” dedi. Sonra tebessümle “Şah ona bazen Alo diye takılırdı” buyurdu. Beli kurban dedim, elini öptüm dışarı çıktım. Halo Sıtkı’ya tekrar uğrayıp konuştuklarımızı anlattıktan sonra hemen yola kadar çıkıp araba beklemeye başladım, çünkü mesaiye yetişmek istiyordum. Orada arabayı beklerken unutmamak için sık sık tekrar ettiğim ismi unuttuğumu fark ettim.

Benim köye gelme sebebim isim almaktı ismi unutarak nasıl geri dönecektim. Kendi kendime kızarak tekrar köye geri döndüm. İsmi Halo Sıtkı ya sordum. Oda hatırlamadı unutmuş. Hemen divana koştum baktım ki gavsımız yok, sordum eve çıktı dediler. Eve çıkmaya cesaret edemedim. Halo’ya döndüm ona rica ettim “sen akrabasısın yakınsın evine gidip tekrar sor benim için” dedim.
Bana çekindiğini onu rahatsız edemeyeceğini söyledi. Namaz vakti camiye dönmesini beklemekten başka çarem kalmamıştı.

Ben o kadar yolu isim almak için gelmiştim ismi öğrenmeden geri dönmek te istemiyordum, sıkıntıyla ne yapacağımı düşünürken…
Gürültüyle gelen traktörün direksiyonunda gavsımızın oğlu Seyyid Abdulbaki El Hüseyni k.s (Gavs’ı sani) hazretlerini gördüm, zannedersem köyün dışındaki tarladan geliyordu ve yanında kimse yoktu.
“Hayrola İdris sen sabahları gelmezdin” buyurdu.
Ben durumu anlattım. Mübarek çok güldü, “ben sana söyleyeyim fakat bir şartım var” dedi. Emret kurban dedim, oradaki şekerleri gösterdi.Bana bu şekerlerden alırsan ismi söylerimdiye latife yaptı.  Beli kurban sen söyle başka ne istersen alayım dedim.

( O zamanlar kendisiyle çok rahat konuşuyordum ikimizde gençtik, beraber Fırat’ta çok yüzdük, karşı kıyıya kadar yüzme yarışı yapardık )
“Oda madem öyle diyorsun söyleyim” dedi gülerek.“Onun İsmi ALAADDİN“ O söyleyince hatırladım. Dedim “kurban Allah sizden razı olsun beni büyük bir sıkıntıdan kurtardın.” Halo bir külahın içine biraz şeker koydu, bize uzattı parasını yine kendisi verdi. 

Çok ısrar ettim fakat bana verdirmedi. Ben sevinçle tekrar yola çıktım köyden çıkmak üzereyken, birden aklıma düştü. Ben soruyu sorar iken Seyyid Abdulbaki hz. o sırada köyde yoktu. Peki Alaaddin ismini nereden bildi…? Hemen geri döndüm. Doğru medreseye çıktım, O sırada talebeler kendisinin aldığı, dağıttığı şekerleri yemeye başlamıştı bile, Abdulbaki hz. beni gülerek karşıladı,
“Yine ne oldu İdris, ismi unuttuysan bu sefer söylemem bak” dedi. 

“Yok” dedim “kurban isim aklımda fakat kafama takılan bir şey var.” dedi söyle… “Kurban sen bu ismi nasıl bildin, hâlbuki sen tarladaydın köyde bile değildin dedim. Sana ne İdris isim doğruysa gerisini boş ver dedi. Çok merak ettim kurban diye çok ısrar ettim rica ettim oda anlattı,
Bak İdris… Gecenin bir vakti Sakinin (Abdulbaki Hz. büyük oğlu) annesi telaşla beni uyandırdı.

“Hele kalk bak İdris’in hanımı ölmek üzere siz bir şey yapmıyorsunuz”.??? Dedi “ona dua edin onun için bir şeyler yapın” dedi.
Çok canım sıkıldı, bende abdest almak için dışarı çıktım, sonrada niyetim gavs’a müracaat etmekti.  Baktım ki Gavs ( Abdulhakim el hüseyni k.s ) çardağın altında oturmuş dua ediyor. Ona durumu arz etmek için yanına yaklaştığımda;

“Hayrola Abdulbaki ne istiyorsun buyurdu…..” “Kurban….. hal, ahval, durum böyle böyle…..” dedim. Buyurdu ki…(Seyyid Sakinin annesinin) “Gördüğü doğrudur fakat merak etmesin”…… “Şah’ı Hazne himmet etti onun duasıyla İdris’in hanımı kurtuldu birde erkek evladı oldu.

………adını da ALAADDİN bıraktık ” dedi. “İşte ben oradan biliyorum” dedi  (Seyyid ABDULBAKİ k.s)(Gavs’ı Sani k.s.)

Engin’den

13 Yorum

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.