SESLİ DİNLE

(Yazıda geçen Gavs hazretleri, şu an  Adıyaman Kahta Menzil köyünde ikamet eden Gavs’ı Sani Seyyid Abdulbaki hazretlerinin mübarek babalarıdır.)

Hacı İdris aslen Siirtli olup, Gavs Seyyid Abdulhakim El Hüseyni hazretlerinin yakınında hizmetinde bulunmuş güzel bir sofiydi.

Gavs hazretlerin rahatsızlandığını ve tedavi maksadı ile Diyarbakır’a gittiğini öğrendim. Bu haberi aldıktan sonra içime bir ateş düştü artık yerimde duramıyordum ille onu görmem gerekiyordu yada onun yakınlarında olmak istiyordum.

Bu ateşle Diyarbakır’a vardığımda Gavsımızın Dr. Ahmet beyin evinde kaldığını öğrendim. Yalnız eve kimseyi almadıklarını söylemişlerdi. Korkarak eve vardığımda kapıyı çaldım içerden birisi “kimdir o” dedi. “ben İdris dedim “Siirtli idris” içerden “senmisin İdris diyen sesi duyunca bildim’ki bu molla Şehmuz’dur.

Molla Şehmuz’la biz eski arkadaştık. Tanıdık birinin sesini duymak beni cok rahatlatmıstı. Oooh artık eve rahatlıkla girebilirim dedim içimden. Dedim

“Şehmuz kapıyı Gavsımızı ziyarete gelmişim”

Şehmuz yavaşça kapıyı araladı;

 “idris içeri girmek, ziyaret etmek yasaktır” dedi.

Ben gülerek “Şehmuz benim oğlum benidemi içeri almayacaksın, banadamı yasak” dedim. Oda “vallah idris yasaktır herkese hem de sanada” deyince çok sinirlendim,

“Ey vicdansız Molla Şehmuz sen bilmiyor musun Gavsla benim aramda kimse yoktur, sonra sen niye yasak diyorsun, hele Gavsımıza bir sor o kabul etmezse başımla beraber” dedim. Ama molla Şehmuz da değişen hiç bir şey olmadı ve “İdris kusura bakma Gavsımız odasında yatıyor yanına gidip onu rahatsız edemem” dedi.

Bende hem çok mahzun oldum, hem de molla Şehmuz’a çok kızdım. Çaresizlik içinde gidip kapının karşısındaki kaldırıma oturdum, Ellerim ile başımın arasına alıp yüzüme kapanan kapıya bakıp beklemeye başladım…

Ben bu şekilde çaresizce kapıya bakarken epeyce sonra molla Şehmuz kapıyı açtı bana eliyle “gel gel” yaptı. Ben zannettim kalbi yumuşadı ve beni içeri alacak, o heyecanla koşarak yanına vardım.

Dedim “buyur kurban”. Beni omzumdan sıkarak “İdris biraz benim yerimde dur ben gidip geleyim sakın içeri kimseyi alma dedi. Bende ona “sen hiç merak etme babam gelse içeri almam” dedim. İçeri girip, kapıyı üç kere (şak şak şak) kilitledim. Doğruca merdivenlerden bir üst kata çıkarak Gavsın kaldığı odanın kapısına gittim. Kapıyı usulca araladım ve İçeriye baktım. Gavsımız üstü örtülü bitkin ve halsiz bir şekilde gözleri kapalı öylece yatıyordu.

Öyle mahsun oldumki, kapısının önüne oturup ağlamaya başladım. Biraz sonra kapı çalındı hemen koşarak kapıya indim kim o diye Seslendim dışardaki “ben Şehmuz” dedi. Bende ona “ne istiyorsun” dedim
Dedi “kapıyı açsana ben geldim”. Bende ona gayet sert bir şekilde “yasaktır” “beni buraya koyan arkadaş sakın içeri kimseyi alma diye tembih etti” dedim.

Ne kadar bana kızdıysa da yalvardıysa da onu içeri almayınca söylene söylene evin önünden ayrılıp gitti.

O gidince bende kilidin üstüne birde sürgü çektim, tekrar yukarı çıkıp kapının önüne oturdum.

Aradan biraz zaman geçmiştiki birden aşağıdaki dış kapının açıldığını duydum. Merdivenlerden birileri gürültüyle çıkıyordu. Ben nasıl kapıyı açtılar acaba kim bunlar diye düşünürken iki kişi göründü. Kapıya doğru gelen bu iki adamlar esmer tenli, sarıklı, cübbeli ve çok heybetliydiler adeta nutkum tutulmuştu ne işiniz var burada bile diyemeden Gavsın odasına giriverdiler, bende telaşla arkalarından içeri girdim Gavs onları bekliyormuş gibi yorganı üstünden ayaklarına doğru iterek biraz doğruldu. Bende telaşla Gavsımın sırtına bir yastık koyarak doğrulmasına yardımcı oldum. O iki heybetli adam Gavsımın ayak tarafında büyük bir edeple adapta durdular.
Gavsımız onlara benim o zamana kadar hiç duymadığım bir dilde birşeyler söyledi. ( hacı idris arapça, kürtçe,türkçe ve birazda farsça biliyordu.)

 Benim anlamadığım dilden bir şeyler konuştular. Tavırlardan anladığım kadarıyla onlar birşeyler soruyordu gavsımızda cevap veriyordu. Sonra o iki kişi geldikleri hızla çıkıp gittiler.

Giderken bana da bir bakış fırlattılar ve yine bana bir selam bile vermeden geldikleri gibi sert adımlarla çekip gittiler. Ben hala o kilitli ve sürgülü kapıyı nasıl açtılar diye düşünürken doktor Ahmet bey eve geldi. Ona olup bitenleri heyecanla anlattım sen bunların kim olduğunu gavsa sor dedim. Oda bana “ben soramam madem sen şahit oldun gel sen sor” dedi. Doktor Ahmet bey benim elime bir peçete verdi ortasına da ilaçları koydu, kendi de bir bardak su alıp hadi gel beraber içeri girelim dedi. Beraberce içeri girdik ben yine sorayımmı sormayımmı diye düşünürken; Ahmet bey; “kurban o gelenler kimdi acaba” ? «İdris çok merak ediyor» Dedi. Gavsımız; “onlar abdal idi. Hindistan tarafından geldiler.”Bir mesele hakkında soru sordular. Ben dayanamadım “kurban ne sordular” dedim. Gavsımız tebessüm etti.


“O bizde kalsın” buyurduktan sonra “Şahı haznenin himmeti büyüktür” dedi.

Engin’den

28 Yorum

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.